به ما بپيونديد

ای کاش ایرانیان نیز در همه پرسی شانزده آوریل ترکیه حق رای داشتند! / رضا پویشگر

توضیح: این یک مقاله دریافتی در خصوص رفراندوم آتی ترکیه است. اصل مقاله به زبان ترکی است. نویسنده مقاله خلاصه ای  از آن را به فارسی ترجمه کرده که در زیر میاید:

تحولات اجتماعی در ترکیه در مقابل یک نقطه عطف مهمی قرار گرفته است. در شانزدهم ماه آوریل، یک همه پرسی برای قانونی کردن انتقال همه جانبه قدرت به اردوغان (به رئیس جمهور)، برگزار خواهد شد. می توان آنرا به همه پرسی جمهوری اسلامی در سال 1358 تشبیه کرد. آقای خمینی به قدرت رسیده بود، می خواست آنرا در یک مجرای "قانونی" مستحکم سازد. آن مولفه های اجتماعی که آیت الله خمینی و ملایان را به قدرت رسانیده بود، آقای اردوغان و یارانش را نیز بر ترکیه حاکم کرده است. این همه پرسی در حقیقت قانونی کردن "ولایت فقیه" از نوع مدرن آن می باشد.  

ترکیه و ایران شباهت های زیادی دارند. انفجار شهر نشینی، شاخه های متعدد فرهنگی و ارزشی جوامع سنتی بسته روستایی را در شهرها بهم پیوست. مراکز قدرتی که از این مناسبات سنتی تغذیه می شدند، نیرویی جدید یافتند. این نیروها بشکل پراکنده در روستاهای دور افتاده و یا مناسبات قبیله ای در مناطق دور از هم، همچو جویبارهایی بی اثر و یا لااقل کم اثر بودند. اما در شهر تهران و یا استانبول ، جذب این مراکز قدرت سنتی شده و نیروی بالقوه یک سیل اجتماعی را فراهم ساختند.

ناتوانی حکومت های زمانه در پاسخگویی به نیازهای مادی و معنوی این نو رسیدگان به شهرها، زمینه های رانده شدن این اکثریت جدید شهری را به سمت مراکز سنتی قدرت، تسهیل کرد. در آن روزها محمدرضا شاه، سرمست از قدرت روزافزون خود، غرق در فعالیت هیی از قبیل خرید هواپیماهای جاسوس آواکس بود. این هواپیماها قادر بودند یک توپ بسکتبال را از فاصله پانصد کیلومتری تشخیص دهند. محمدرضاشاه آنقدر مست خودپرستی و قدرت شده بود که نتوانست تشخیص دهد، که آواکس بر فراز تهران می تواند یک توپ بسکتبال را در اصفهان و یا باکو تشخیص دهد ولی نمی تواند او را از سیل اجتماعی در تهران با خبر سازد.  

در این میان اندیشمندان اجتماعی، از یک طرف مورد غضب حکومتیان بودند، برای اینکه قدرت دنیوی آنان را مسئول نابسامانی اجتماعی می دانستند، و از طرف دیگر آنان مورد خشم مراکز سنتی قدرت بودند، چرا که قدرت معنوی آنان را به چالش می کشیدند. چالش بزرگتر اندیشمندان اجتماعی در عرصه ای دیگر جریان داشت. در عرصه تبیین "قانون اخلاق"، و در درکی عمیق تر از دینامیزم تحولات اجتماعی مشغول چاره جویی بودند. ایدئولوژی ها، چه در قالب های دینی و چه انواع سکولار آن، در ریشه یابی قانون اخلاق و در تبیین دینامیزم تحولات اجتماعی، ناکار آمد ماندند. اندیشمند اجتماعی در دنیایی محصور شده بودند که سردرگمی اسم مستعار آن بود.    

مدرنیسم نیمه دوم قرن بیستم در این جوامع، چه در شکل آشنایی با تکنولوژی جدید، و چه از طریق ترویج دانش به وسیله رادیو، تلویزیون، مراکز مدرن آموزشی، ضربه بزرگی به فرهنگ و معنویت جوامع بسته زده بود. تصادمات فرهنگی، به هم ریختن سیستم های ارزشی، بهم ریختن معنویت دینی، عدم شکل گیری یک معنویت سکولار در جامعه، بر چالشی که اندیشمندان اجتماعی با آن سروکار داشتند، صد چندان می افزود. اندیشمندان اجتماعی نیازمند فرصت های بیشتر برای درک درست تحولات، محرک های عملی و قانونمندی های آن بودند. تحولات حاد سیاسی و اجتماعی ام، منتظر نمی شوند. این خلاء در اندیشه اجتماعی بیش از هر چیز دیگری بشکل خلاء در عرضه مدلهای جایگزین، خود را نشان داد. مراکز سنتی قدرت، این خلاء را پر کردند. آقایان خمینی و اردوغان محصول این پروسه با یک اختلاف فاز سی ساله می باشند.  

اگر ایران چهل سال پیش، از یک مقاومت منسجم سکولار بی بهره بود، ترکیه امروز یک نیروی فعال مقاومت، در دل پرورانده است. قدرتمندتر بودن سکولاریسم در ترکیه نسبت به ایران، دلائل بیشماری دارد که در حوصله این نوشته کوتاه نیست، ولی همینقدر می توان گفت که این تفاوت ریشه در انتخابات پارلمانی نسبتا آزاد ترکیه با مجلس بله قربان گوی، شاه دارد. این تفاوت با تعدد و آزادی نسبی سندیکاها، احزاب و روزنامه ها در ترکیه با تک حزبی نوع رستاخیزی شاه، بی ارتباط نیست. این تفاوت ریشه در چگونگی برخورد و حتی مماشات با فرهنگ سنتی، در طول قرن بیستم دارد. ریشه در چگونگی انعکاس تلاش های عدالت خواهی در فعالیت های اجتماعی دو جامعه دارد. حتی عمامه آقای خمینی و کراوات آقای اردوغان نیز سهم خود را از این تفاوت ها دریافت کرده اند. همین تفاوت است که موجب می شود در یک قصبه ترکیه اردوغان، مردم به انتخاب یک شهردار کمونیست، رای دهند. از جمله کارهای نامتعارف این شهردار کمونیست، کشت حبوبات در زمین های خالی قصبه با هزینه شهرداری و تقسیم آن بین مردم کم بضاعت، می باشد.

در نتیجه، ترکیه به نسبت ایران، از یک سنت سکولار نسبتا قوی برخوردار می باشد. از همین روی، همه پرسی روز شانزده آوریل شاهد تلاش بی وقفه سکولاریست ها می باشد که می خواهند به آقای اردوغان بگویند: نه! خبرنگاران همواره یکی از اولین گروه هایی هستند که مورد غضب قدرتمداران می باشند. ترکیه اردوغان بیشترین خبرنگار زندانی را در جهان دارد.

گرچه مخاطب این نامه یکی از خبرنگاران سکولار می باشد، اما در حقیقت روی سخن با مجامع اندیشه در ترکیه می باشد. این نامه اعلام پشتیبانی از تلاش آنان در چالش و مقاومت در مقابل "ولایت فقیه مدرن" آقای اردوغان می باشد.  

Keşke Iranlılarında Türkiye’deki referandomda oy hakkı olsaydı.
Reza Poyeshgar

1-    Iran’ın Gezi parkı
1979 Iran devriminden sadece bir kaç ay geçiyordu. Bir üniversiteli genç olarak, ben de devrimi ip ile çekenlerdendim. O kadar ümütlüydükki! Şah gitti! Ceza evlerinin kapıları açıldı,...Televizyondan, radiodan ve gazetelerden Savak ajanları kaçdılar.... artık beklenen özgürlük ve kardeşlik gelecekti. Hatta ilk  günlerde onun filizlerini bile gördük. Kaza yapan iki arabanın şöförleri bile, arabadan inip birbirnin yüzlerini öpüp, “sen kusura bakma kardeş” diyerek ayrıldıkları günlerdi o günler.

Iran’ın Gezi parkı, “Ayendegan” gazetesinin kapatılması ile oldu. Mollalar diğer iki büyük günlük gazetenin çalışanlarını işten çıkarmak ile kontrolu sağlamışlardı, ama Ayendeganı kapatarak, işi kökten bitirmeye karar verdiler. Gerekçe? Özgürce yayın yapmaktı. Kapatmak için son damla, kürtlerin, bir az özgürlük, bir az milliyetçilik ve bir az da mezhep (sünnilik) için yükselmiş olan özgürlük seslerini ve çabalarını, tüm Irana yansıtmaları oldu. Ayendeganın kapatmasına karşın, Tahran’da on binler, itiraz yürüşüne katıldılar. Sopalar ve biber gazları ortama tam hakımdı. Ama gözyaşlarımız, sadece biber gazından değildi. Hayal kırıklığının yaratığı gözyaşları, biber gazının etkisini sel gibi alıp götüryördü.

Iranlı aydınlar için o gün, Iran’da devrimin bir ölü bebek olarak doğduğu acı gerçeğinin, başka bir simgesi oldu.

O gün biz sokaktayken, Prof Fred Halliday, Ayendegan gazetsinin bınasındaymış. Iran konusunda yaptığı araştırmalardan, bir az da farsça öğrenmişti. 30 sene sonra o günü şöyle anlatıyor: “Kapatmaya gelen devrim muhafızlarına dedimki, neden bu gazeteyi kapatıyorsunuz? Çünkü bu gazete “pislik”tir dediler. Ama 2 milyon kişi bu gazeteyi okuyorlar dedim. O iki milyonda “pislik”tirler, cevabını vermişlerdi” (1).

Devirime hakım olan mollalar, karar vermişlerdi, bizi zorla cennete götüreceklerdi. Ya savaşta şehit olmakla, ya da onların benimsediği hayat tarzı ile, bizi zorla bu dünyada cenneti yaşatıp ve sonra o dünyadakı cennete götüreceklerdi. Onların cennetini kabullenmeyeni de, “pislik” ilan ederek bu hayatta cehennemi yaşatacaklardı. Hal bu ki, biz bu devrime, bir yaşam mutluluğu ve bir yaşam sevgisiyle ile bakıyorduk.

2-    Türkiye, Iran olabilirmi?
Son 10-12 senede, Iranlı ve türk aydınları bir araya geldiklerinde, bir soru hep dialog konusu oluyordu. Türkiye, Iran olabilirmi? Gezi parkından önce hep bu soruya Iranlılar, hayır cevabı ile karşılık veriyorlardı,  Erdoganı ve Gülü, bizim mollalar seviyesinde görmeyenler çoktu. Ama Geziden sonra, her kes daha temkinli cevap vermeye başladı.
Iranda mollaların estirdiği rüzgarlara benzer esintileri artık Türkiyede de görebiliyorlardı. Ama aradan, 35 sene geçmişti. Bilim, son on senede, tüm insanlık tarihinde geliştiğinden, daha fazla gelişmiştir. Televiziyon, internet, okul ve üniversite mezuniyetleri, bizim insanların dünya görüşünü o kadar etkilemişki, 35 sene önce ile bu günü kıyaslamak çok yanlış olur. Bu gelişme, ne bizim mollaların işine yaradı ve ne Türkiye’deki “bütün güç tek bir kişide” olması gerektiğini savunanların işine yarayacak.  Cumhurbaşkanı, bu konuda bir az şansızlardır. Neden?

Sayin Erdoğan defalarca, yüzde 50 tabanından bahsediyorlar. Devrim günlerinde,  Khomeyninin yüzde 90’ı vardı. Bu yüzde 90 taban, istenildigi an sokaklardaydı.
Bir bayan, “Allahım beni öldür ömrümün kalanını sayın Erdoğana ver”, Şiiri ile, Erdoğanı duygulanıdırdığını hatta gözyaşlarını sildiğini hatırlayacaksınızdır. Ama Khomeyninin aşkına, binlerce gencin, Sadam Huseyin’in döşediği mayın tarlalarına girip, kendi bedenleri ile mayınları imha etmeleri şiir değildi, gerçekti.

Erdoğan, eğer Boğaziçi rektörünü, aldığı %90 oya rağmen atıp, kendi beğendiği adamı getirdi ise, Akdemisyenleri konuştukları ve yazdıkları için cezalandırıyorsa, küstürüp ülkeden dıştalamaya sürüklüyorsa, … Khomeyni Iran da bütün üniversiteleri, 3 sene boyunca kapattı. Iranin en eski ve en prestijli üniversitesi olan Tahran üniversitesi rektörnünü, Mohamad Malekiyi, bu kapatmaya karşı olduğu için tutukladı, ilk önce ıdama mahkum etti, sonra on sene hapıs cezası verdi. Ceza evinde günlerce tavandan asılı kaldı. Kırpaçlandı, işkence gördü (2). ilginç olan, bu rektörü Khomeyninin kendisinin onaylamış olmasıydı. Yanı bu rektör bir ınançlı müslüman birisidir. Atanan rektörlerede bir uyarı! 

Erdoğan, çok sert konuşan, ve cezalandırmakta çok sert hüküm verenlerdendir, “uslubu sert”birisidir. Kendiside biliyorkı, Kadri Gürsel ve arkadaşlarının “suçu” sadece, boyun eğmemeleridir. Erdoğan her ne kadar da sert olsa bile, yine bizim Khomeyniye varamaz. 1988,de birkaç gün içinde cezaevleri boşaltmak istedi. Üç mollayı cezaevine gönderdi. Siyasi mahkümleri (bazılarının hükümü bitmek üzereydi ve bir kaç gün içinde tahliye olacaklardı), teker teker koğuşlardan dışarı çıkartıp üç veya dört soru sordular. Müslüman mısın? Namaz kılıyormusun? Ayatollah Khomeyniyi lider olarak Kabul ediyormusun? … ve bu gibi sorular sordular… Bu soruların birine bile “hayır” cevabı veren, artık bir daha yarını göremedi (3)! Enaz Beş bin siyasi mahküm, artık güneş doğuşunu hiç göremediler.

Erdoğan, Osmanlı imparatorluğun bir gün hakım olduğu topraklardakı müslümanların lideri olma hevesine, bazı yandaşları tarafından sürükleniyor. Khomeyni kendini sadece islam dünyasının değil, dünyanın kurtarıcı meleği olarak görüyordu. Gorbaçova yazdığı mektubu ve Sovyetler Birliğini islâma davet ettiğini hatırlıyacaksınız. Erdoğan, türklerin 5 çocuk doğurması ile Almanya’yı müslüman yapmayı düşlüyor. Khomeyninin taraftarları devrimin ilk haftalarında: “cehan ra ba mantegh mosalman mikonim”- (Cihani mantık ile müsülman yapacağız) sloganı ile ne kadar öz güvene sahip olduklarını ileri sürüyorlardı. Bazı yandaşlar, Erdoğanı halifelik makamında görmek istiyorlar, halbuki, bizdeki yandaşlar, Khomeynin ismi geldiginde üç SALAVAT getiriyorlardi (Hal bu ki Hz Muhammed’in ismi geldiginde sadece bir SALAVAT getirilirdi) (4).
Yanı sayın Erdoğan’ın, düşliyebilceği her konumuda bizim mollalar, zirve yapmışlar. … en güçlü düş, insanların kalbinde yer alabilmekti, Khomeyninin resmini ayda arayan yüz binlerce kişi vardı. Tamam, ayda o resmi bulamayan  milyonlarca insan, devrim döneminde Khomeyninin aşkını kalplerinde taşıyorlardı.
3-    Ama… Ama… Şimdi ?

Ama bu gün aynı mollalar, bırakın insanların kalbine, insanların yanına bile koruyucusuz yaklaşamıyorlar. Son İran meclis seçimlerde, Tahranda iki liste verildi, birisi Hameney’ye yakın muhafızakarlar listesi, ikincisi de Hameneyinin tek kişlik rejimine karşı olan reformcu muhafızakarlar listesidi. Tahran'daki 30 milletvekillinin tamamını, reformcu liste aldı. Bir kişi bile öbür listeden meclise giremedi. ilginç olan, ınsanların çoğu reformcu muhafızakarlara da güvenemedikleri gerçeğidir. Sadece Hameney’nin listesinde olmadıkları için onlara oy verdiler. Mollalar, insanların kalplerinden atılmışlardır. Kendileri de iyi biliyorlar.

Sadece, bir düşünün, Tahran’dakilerin de Türkiyedeki referandum da oy hakkları olsaydı, ne olurdu? 

Mollaların topluma yaptıkları en büyük haksızlık, ümüdü esir almak oldu. Bu konuda, bizim toplum çok büyük sıkıntı çekiyor. Erdoğan, sıgarayı bıraktırıyor. Candan kendilerini destekliyoruz, ama ülkede ümüdü esir alarak, gençleri uyuşturucuya sürükliyeceği ortamı hazırladığının farkında bile değil. Ümüdün esir alındığı bir ülkede gençler, ya silaha sarıılp ateş püskürtecekler, yada uyşturucu gibi belalara yenilip, kendilerini, aileleri ve toplumu yakacaklardır. Akademsiyenler de ülkeyi terk edecekler. Amerika da master veya doktora yapmıs Iranlıların sayısı, Amerikada en başta gelen toplumlar arasındadırlar. Amerıkadakı başarılı ıranlı göçmenleri, Trump bile son Nevrooz tebrikinde vurguladı.

İran da resmi rakamlara göre, Mollalardan kaçamıyan gençler arasında, 2 milyon uyşturucu bağımlısı var (5). Arasıra içenleri eklediğinizde bu rakam çok daha büyüyor. Mollalar, bizim insanlarımızın bu dünyadakı ümütlerini zincirleyerek, esir aldılar.   

Keşke 38 sene önce “EVET” oyunun geleceğini yaşayan Tahran’lılarda bu referandomda oy kullanabilselerdi.

1988 cezaevi katliamndan bir kaç ay sonra, İranın değerli şairi Şamlo, bir yazı yazdı, “yoksuluk, cehaleti üretir ve cehalet yoksuluğu yeni den yaratır. Bu “kısır döngü”yü kırmak zavalı aydının görevidir”. Şamlo bu günleri göremedi, bu gün bu kısır döngü çatlamaya başlamıştır bile.

Erdoğan, her kesten üç çocuk istiyor (bazende beşe çıkarıyor). Aynı Şekilde,  Khomeyni Iranlılardan, 200 milyonluk nüfüs istedi ve şimdiki lider sayin Hameneyi de 150 milyon isitiyor. İnsanların bu isteğe verdikleri cevap en adil ve en gerçek referandum sayılır.

Aşağıdakı grafta, gördüğünüz gibi 1978 ile 1985 seneleri arasında, Iranda Kadın başına düşen doğum oranı, yükseldi (6). Bütün dünyada bu oran azalırken, bu artış, bizim insanların yürekten  mollalara ne kadar kabulenip ve ınandıklarının bir simgesiydi (Sayın Erdoğan Türkiyede böyle bir kabullenmeyi ve onun simgesi olan boyle bir doğum artışını hiç bir zaman göremeyecektir). Ama Iranda, bu ilk artışa rağmen, on seneden daha az sürede, bizim ınsanlar toplum olarak, mollaların bu dünyadakı, cennetlerini yavaş yavaş görmeye, hiss etmeye başladılar. Şimdi artık, her ne kadar Hameneyi, 150 milyon nüfüs istiyorsada, Iranlılar toplum olarak, kendisine ve onun büyük ümmet hayallarına, arkalarını çeviriyorlar. Son BM rakamlarına göre, Iran da doğum oranı 1.83’e düşmüştür. Mollalar söz ile ikna edemedikleri zaman zora ve sopaya sarılıyorlar. Şimdi de hamileliği önleyecek her şeyi pazardan toplamaya çalışıyorlar (7).  Hatta kendi sağlık uzmanları da bunun ne kadar sağlık sorunlara yol açabileği konusunda uyarmışlardır.

 


Yanı eğer bilimin ve tıpın sunduğu daha uzun ömürler olmasaydı, 1.83lük doğum oranı ile, şimdi Iranda nüfüsün azaldığını görecektik. Doğum azalması oranında, biz Şimdi İngiltereyi ve Fransayı bile geride bıraktık. Iran 2015te bu oranı azaltamada dünya birincisi oldu. Iran toplumu şimdi, karşılıklı olarak saflaşmak için büyüme gereği duyan ümmetleri düşünmüyor. Bazı dini liderlerin düşledikleri ümmetlerin savaşma hevesinede katılmıyor. Dünyada, nüfüs artışının yaratacağı sorunları seziyor. Bir çocuğu büyütüp, topluma değerli bir birey olarak verebilmenin sorumlulğunu daha iyi kavramayı seziyor, anlıyor. Doğum ve nüfüs kontrolu bir gerçek referandum sayılır. Hameneynin “yasaları”, sılahları ve cezaevleri bile bu referandumun önünde diz çöküyorlar. 

Bazı mollalar, ciddi olarak hükümeti eleştiryorlar. Qum şehrindeki mollaların bir çoğu, hükümeti durdurmaya çalışyorlar. Uyarıyorlar, böyle devam ederse, bırakın hükümetin elden gitmesini, inancın ateisme yenilmesinden kaygılarını dile getiriyorlar. Kaygılanmalarında çok, hem de çok haklıdırlar. Sekülerizm, en çok mollalar döneminde yayıldı. Avrupanın rönesansı asırlar sürdü, ama bizde rönesans, mollaların pratiği sayesinde, televizion, internet ve üniversiteler katalızatoru ile, yarım asırda gerçekleşiyor. Leninin, Stalinin, ve 70 senelik sovyetlerde sunulamadığı ateislik oranını, mollalar 30 senede Irana armağan ettiler. Artık, Iran’da “beyaz evlilik” denilen ve molların huzurunda nıkah kılınmıyarak, beraber yaşıyan gençlerin sayısı inanılmaz rakamlara varmıştır. Molallar ve dinci hükümet sayesinde, dini inanç büyük bir yara almıştır.
Iran aydını 20 seneden fazladır Hameney’ye, bir referandum önerisi veriyor. Bırakın referandum yapmak onaylamasını, Hameney’i liderlik koltuğuna oturtan Refsancaniyi bile cumhurbaşkanlığı adaylığını, kendi iktidarını tehlikeye atabileceğinden, uygun olmadığına karar verdi. D
inci iktidar İranda bu kadar sarsılmıştır (8).
Ona göre, Keşke ıranlılarda bu referandumda oy kullanbilseydiler. Daha gerçekçi bir sonuç çıkardı.

4-    Dayan Türkiye, Dayan
Türkiye gazetecieri, aydınları!  Sizlerin bir az yorulduğunuzu görmemek mümkün değil. Zamanlamaya baktığımızda, siz bizim 38 sene önceki İran aydınlardan daha şanslısınızdır. Bir az daha sabırlı olmak gerekiyor. Ama bu da bir gerçektir ki: yazılarınız, mücadeleleriniz, direnmeleriniz, sadece Edirne’den Hakkari’ye kadar yayılmıyor, Tahran’da bile yankısı var! Ümüt yaratıyor!

Elbetteki fizik, tıp, kimya ve teknik dallarında  mollalardan, beklenti olamazdı, bu dallarda ıktıdarları döneminde, topluma verebilecekleri hiç bir şey yoktu. Kendilerinin de böyle bir iddiaları yoktu. Sadece ve sadece, ahlak konusunda topluma hizmet verebilme ıddaları vardı. Malesef bu  mollalar döneminde, ahlaksızlık o kadar yaygınlaşmışkı, çocuklara bile bulaşmış. Çocuk bılıyorkı okulda: evet biz de her kes namaz kılıyor ve oruc tutuyor diyecektir. Toplumda herkes oruc tutuyormuş gibi yapıyor ama sahur zamanında her on evden, sadece bir ya iki evin ışıkları yanıyor. Mollalar, bizi zorla cenneteki hurilerle tanışıtırmakta yenildiler!!
Türkiyedeki referandumdan hayır beklentisi, bir gerçekci beklentidir. Ama, İran’da bir güçlü %90lık “evet”in sonu bu oldu, %50lik evetin sonu ne olacakki!  İran aydınlarının bir kısmı (hem dinci aydınlar ve hem ateist aydınlar), artık mollaların nasıl gidecegine daha az kafa yoruyorlar. Onlar gittikten sonra, ülkede yarattıkları, ahlaksızlığın ve toplumda hakım ettikleri tefecilik ve bencillik ruhunun yaratığı yaraları kavramak için çalışıyorlar. Bu yaraları sarmak ta bu aydınların omuzlarına yüklenmiştir. Zavalı aydınlar, tek suçları bir azcık daha erken bilgiye ulaşmalarıdır.

Dayan Türkiye aydını, dayan. Dayan Türkiye, bir az daha dayan…. 

Refernsler:
1: Professor Fred Halliday, The Islamic Republic of Iran After 30 Years, London School of Economics and Political Science.
https://www.youtube.com/watch?v=f_XZckhB360  (19uncu dakikasında aynı cümleyi dinleyebilirisiniz).
2:  https://en.wikipedia.org/wiki/Mohammad_Maleki
3:  Audio file revives calls for inquiry into massacre of İran political prisoners, The Guardian, 11 August 2016
4:  https://www.youtube.com/watch?v=WHgWiT2VsqU  Bu bir dakıkalık videoda. neden Khomeyniye üç SALAVAT getiridiklerini anlatıyorlar.
5:  Drug addiction in İran, The Economist, 13 August 2013, The other religion, Why so many young İranians are hooked on hard drugs,
6:  United Nations Statistical Division. Population and Vital Statistics Report
7:  IRAN’S PLAN TO BOOST DECLINING BIRTH RATE? BLOCK ACCESS TO BIRTH CONTROL, Newsweek, LUCY WESTCOTT 3/11/15
8: Reformcu muhafizakarlar da, ayni kaygiyi yaşıyorlar. Devirm den sonra Amerika büyük elçiliğini bir sene işgal eden grubun sözcüsü, Ebrahim Asgharzade, şimdi aktive bir reformcu olarak, son söyleşisinde diyor ki: “Gerçekci olalım. İranda, muhafızkarların sadece %5 ve biz reformcuların da %5 gerçek tabanımız vardır”.
Ebrahim Asghar zadeh Hosein Dehbash: https://www.youtube.com/watch?v=WtLJsZ51L38 
İranda hiç bir adıl bir seçim yapılmadığından, gerçek tabanlarının ne olduğunu kimse bilemez, Ama dinci mollalar, insanlar nezdinde, hem bu dünyayı ve hem öbür dünyayı kaybetmişlerdir.


.

[کد مطلب: 126483] [تاريخ انتشار: شانزدهم فروردين ۱۳۹۶ برابر با پنجم آوريل ۲۰۱۷] [ نسخه مناسب چاپ ]

نظرات
نام: (الزاميست)
نظرات شما (حداکثر تعداد حروف با احتساب فاصله بين حروف 1000 حرف ميباشد):

Captcha

حروفی را که در تصویر بالا می بینید (بدون فاصله گذاشتن میان آنها) در باکس زير وارد کنید و سپس دکمه ارسال را کليک کنيد! Captcha:
نظرات خوانندگان
آگهی های تجارتی